Annelerin en sık hissettiği duygulardan biri suçluluk olabilir. Çünkü annelikle birlikte kadınların
karşısına çoğu zaman birbirine zıt beklentiler çıkıyor: Bir yandan “Anne her şeye yetişir” denirken,
diğer yandan “Kendini ihmal etme” deniyor. “Anne olduysan artık önceliğin çocuğun” ya da “Çocuk
için her şeye katlanılır” gibi söylemler, annenin kendi ihtiyaçlarını geri plana atmasına neden
olabiliyor.
Toplumun anneden beklentisi yalnızca her şeye yetişmesiyle de sınırlı değil. Anneden sabırlı, fedakâr,
sevgi dolu, yorulmayan ve hata yapmayan; hatta çocuğunun ihtiyaçlarını önceden bilen bir anne
olması beklenebiliyor.
Anneler bu yüksek beklentileri karşılamaya çalışırken kendi ihtiyaçlarını göz ardı edebiliyor ve
zamanla yorgunluk, öfke, tükenmişlik ve yetersizlik duyguları yaşayabiliyor. Oysa her zaman sabırlı
olmak, hiç yorulmamak ve çocuğun tüm ihtiyaçlarını eksiksiz karşılamak mümkün değil.
Bu noktada annenin yalnızca kendisinden değil, çevresinden aldığı destek de büyük önem taşıyor.
Özellikle eşten alınan ve annenin algıladığı destek, doğum sonrası depresyon riskinin azalmasıyla
ilişkilendiriliyor.
Eş desteğine ilişkin olumlu bir algının kadınların doğum sonrası yaşam kalitesini de artırdığı görülüyor.
Bu nedenle annenin yükünü paylaşmak, ona yalnız olmadığını hissettirmek ve ihtiyaç duyduğunda
yanında olmak yalnızca günlük yaşamı kolaylaştırmakla kalmıyor; annenin psikolojik iyilik hâli
açısından da önem taşıyor.
Sonuçta annelik, her şeye yetişmek ve kendinden vazgeçmek anlamına gelmiyor. Bir annenin
yorulması, desteğe ihtiyaç duyması ya da zaman zaman zorlanması onu yetersiz bir anne yapmaz.
Çocukların ihtiyacı kusursuz bir anne değil; ihtiyaçlarına mümkün olduğunca duyarlı, yanında olan ve
kendi ihtiyaçlarına da yer açabilen bir annedir. Mükemmel bir anne olmaya çalışmak yerine, yeterince
iyi bir anne olmak çocuğunuz için gayet yeterlidir.



